Yükleniyor...

Şehir Bu Gece Uyumadı

Şehrin kuzeyinde…

Bir aile. Havaalanındalar. Bayram  için  deniz kenarına  gidecekler…

Uçak  yaklaşık bir saat  rötarlı. Tüm aile aynı masanın etrafında, hiçbirinin bir diğeri ile göz teması yok. 

Baba 50’li yaşlarda. Grileşen saçları hafif göbekli hali ile yorgun, evin morgace ödemesi onu birden yaşlandırdı. Telefonundan Avrupa ligi sonuçlarına bakıyor.  Kadın 40lı yaşlıların  ortasında . Kilosu hep  kontrollü , iyi giyimli , arabanın taksitini  sonunda bitirip tatile çıkabiliyor olmaktan çok mutlu . İşyerinden arkadaşlarının son seyahatlerinin fotolarını instegramda beğeniyor. Büyükanne    70 li yaşların başında  erken emeklilerden. Her daim genç. En son çıkan müzik gruplarını da teknolojiyi de   popüler oje  renklerini  de her zaman çok iyi  takip ediyor . 15 yaşındaki  oğlan sivilceli yüzü ve  ergenliğin verdiği bir an neşeli bir an öfke nöbeti arasındaki değişken ruh hali içinde  canlı katılımcılarla   dato oynuyor.

Dokuz  yaşında  kız çocuğu . Elinde    ı pad   yuotub da  fenomen videoları izliyor.  Bir ara kadın kızına Facebook’ta bulduğu kedi videosunu  gönderdi, kızı  açtı ve kahkahalarla güldü . Büyükanne telefonundan başını  kaldırıp torununa baktı.  Bir an için çocukluğunda  kedisinin    arkasından koşarken rüzgarın yanağına vurduğunu,   otların bacağını kestiğini  hatırladı.  O zamanlar dokunmak, koklamak yaşamın ta kendisiydi şimdi ise başkalarının hayatını  izlemek  “like lamak” yada   kendisini fotoğraflamak için anlar yaratmak    yaşam oldu….

Birbirlerine vakit ayırmak  en iyi haliyle  hep birlikte,  ellerinde  teleofon yada pad lerle bambaşka şeylere bakmak oldu…ya da genellikle     Instagram ya da Facebook’ta birbirinin paylaşımını beğenmek.

   Büyükanne  “Arada bir resimler geliyor hiç tanımadığım insanlardan  bazen bayrak bazen hayvan bazen manzara, bazen de sözler” anlamıyorum dedi

Kızı “hoşuna  gidiyorsa beğen gitsin” dedi.

 Bir ara baba saate baktı henüz  öğleden sonraydı. Başını kaldırıp “İzmir’de nerede akşam yemeği yiyelim” diye sordu.  Eşi  ve kayınvalidesi  önerilerde bulundu.  Yemek konuşması devam ederken adamın cebine İzmir otelleri restoranlarla ilgili Facebook sayfaları geldi.  Adam önerilenleri okudu.  Kadın “ne güzel tesadüf dedi.” Oğlan başını kaldırıp “Evet evet kesinlikle tesadüf” diye güldü.

 Şehrin güneyinde …..

Odanın içinden  ekşi bir koku geliyor, her yer  darmadağınık.  Kağıtlar,  yemek artıkları, kirli çoraplar, tişörtler.  Odanın ortasın da bir masa ve  saçı sakalına karışmış bir oğlan    saatlerdir bilgisayar ekrana bakmaktan yorgun  .Biraz oksijen iyi gelebilir düşüncesiyle  penceresini  açtı. Hava kararmış, akşam sisi tüm şehre çökmüş.

 

Can sıkıntısıyla elindeki kağıdı buruşturup attı. Yazılım dünyasının ele avuca sığmayan, dahi çocuklarından biri.  Aslında içe dönük utangaç bir oğlan ama insan davranışını algoritmaya dönüştürmekte öylesine yaratıcı ki…. Sadece elektronik izleri takip ederek-sosyal medya hesaplarını kullanma, sayfalarda gezinme hızı, beğeni, arkadaşlık İsteklerine  verilen tepkiye bakarak  kişisel davranış analizi yapabilen temel platform sistem yarattı. Bu sistemin üstüne satılmak istenen ürünün hedef grubu belirlenip, geliştirdiği   algoritmayı girdiği  anda,  tek tek kişilerin davranışlarını değiştirebilecek her türlü görsel ve yazınsal bilgiyi analiz edebiliyor. Tamamiyle kişisel propaganda yapabiliyor.  Son bir aylık  analiz ile davranış değiştirme başarı oranı %65, iki aylık izlemede %86, yıllık izleme ile %95 . Geçmişte bu konular okulda tez konusu iken şimdi satılabilir ticari bilgi haline geldi. Üstelik kimsenin ruhu duymadan milyarlarca veriyi kullanabiliyor. Özellikle yeni çalışmaya başladığı  medya firması bundan yararlanmakta son derece başarılı. Kendisine de çok iyi ödeme yapıyor. Veri analizinden  anlayan ve yeterince duygusuz yöneticiyle gayet rahat çalışıyor. Bazen uykuları kaçıyor. Herkesin taşıdığı potansiyeli ortaya çıkaran, daha iyi bir dünya için yazılımlar yapacağına  inanırken kendi türünü  pazara finans sağlamak için çalışan ve kendi iradesinin çoğu zaman dışında tüketen, günün sonunda sadece ürün için yaşayan varlıklar haline getirdi. Ve kimse bunun farkında bile değil… Bazen annesine çok öfkeleniyor.  Tüm eğitim hayatı boyunca  hep  yanındaydı. Özellikle felsefe ile bağının güçlü olmasını sağladı. Kendi yarattığı sistemin sonuçlarını  anlayacak derinlikte olmasa, canı böyle sıkkın olmayacak, belki de mutlu bile olabilecekti. Kim bilir….

 

Şehrin ortasında………


Toplantı salonunda yeni müdür  genç asistanıyla müşteri portföylerini gözden geçiriyorlar. Çok başarılı bir kampanyayı yeni bitirdiler. Araba sektöründen büyük bir firma, yaratıcı bir sosyal medya kampanyası istediklerinde genç  bir yazılımcının  geliştirdiği   algoritmayı  denediler. Yazılım şehrin alım gücünün yüksek olduğu mahalleleri belirledi. Bu mahallelerde oturan insanların digital medya izlerinden yaptıkları araba modeli incelemelerini analiz ederek nitelik listesini çıkardı . Şirketin ürettiği arabalarla karşılaştırarak iki model önerisi geliştirdi. Medya firması da bu bilgiyi temel alarak  arama yapan kullanıcılara düzenli aralıklarla araba tanıtım videolarını gönderdi . Sadece bir ayda araba satışı %48 arttı. Sektör için olağanüstü bir başarı oldu.

 işin kreması medya  şirketine kaldı.

 Yeni müşteri ise Başkan adayı.  Genç asistan başını kaldırdı “ Hiç siyasi kampanya yürütmedik, sizce bunu yapabilir miyiz?”dedi.

 Genel müdür bıyık altından gülerek cevap verdi “Sence bir fark var mı? Bence daha kolay”  asistanın endişeli  bakışı pek eğlendirdi şirket müdürünü.

“Biz bir ürün satıyoruz. parti olabilir, siyasetçi olabilir yada  çiklet Ne farkı var…. Üstelik siyaset bence bir günde yapılan en büyük satın alma eylemi…

Birlikte 80 milyon tezgahtaki  birkaç mal arasında  karar veriyoruz….

Hatta çiklet satmak daha zor. Çiklet için   müşteriyi tekrar tekrar her gün satın alma eylemine bir daha ikna etmek gerekiyor.  Siyasetçiyi bir kere sattın mı 5 yıl  kullanım garantisi var.

Asistanın bir an kalbi sıkıştı. Hala seçimleri  daha iyi bir gelecek için en iyiyi  seçen bir yarışma olarak görmek istediğini fark etti. İçi ezilerek patronuna döndü “bir çikletin bizim hayatımızı yönetecek gücü olmaz ki.  O mal dediğiniz adam  tüm hayatımızı kontrol edecek. Sonraki 5 yıl yaşam şeklimizi belirleyecek. Bu yapılan, davranış yönlendirme kanuna uygun mu. Seçim adil olur mu ? Sanki yasa dışı iş yapıyoruz.”

Patron ah bu romantikler dedi içinden. Genç asistanının  hala daha iyiye olan inancı  bazen çok yorucu olabiliyor. “Şu an  bilgi analizi dünyası vahşi batı gibi. Kural yok. İzleme yok ,  ceza yok. Söylediğin yasal  olmayan durumu  kaç kişi görüyor..Farkediyor…Fark edenin  kaçı durumu değiştirmek için düşünüyor.. Düşünenin  kaçı  eyleme geçiyor…

Milyonda bir…80 milyonda 80 kişi..

Onlarda da teröristir zaten.

Sistem düşmanıdırlar .. Radikaldirler. Herkes onlardan korkar .Onlarda bu korkudan korkarlar ve  susarlar….Meydan bizimdir yani…


Asistan  şaşkınlıkla yeni patronunu söylediklerini sindirmeye çalıştı. Bildiği tek şey var. Anlattığı sistemde  hiçbir şeyi değiştiremeyecek. Tüm benliği aynı soruyu haykırıyor “gerçekten bu dünyada bu haliyle  yaşamak istiyor mu?”


Şehrin kuzeyinde…
Baba ailesine seslendi “uçak yolcu alımına başladı, hadi herkes elindekini bıraksın” kızı, kayınvaldesi, eşi ve oğlu herhangi bir konuda asla  anlaşamazken  aynı anda hep birlikte “şimdi biz 1 saat ne yapacağız” dediler.  Adamda “şarjınızın bittiğini varsayın ve uyuyun” dedi,
Şehrin güneyinde.....
Dahi çocuk   siyasi bir çalışma için algoritma yazmaya başladı.  Bir an düşündü. Hangisi insan varlığı için daha zararlı.  kanser edeceğini bildiği bir sürü ürün için onsuz yaşayamayacak duygusu yaratacak görseller, sözcükler ve videolar dizayn edecek veriyi vermek mi , yoksa kurduğu sistemle bireyin   sorgulama yeteneğini yok eden, her davranışını izleyip, düşüncesine- söz söylemesine -hareket etmesine  sınırlar koyan gerektiğinde tecrit edip sistem dışına savurarak ,  yaşam hakkı vermeyen bir gücün iktidarına hizmet etmek mi ?....

Acı acı güldü. Pavlov   ihtiyaç -  yarar hiyerarşisinde   bu açmazı hiç yaşamamıştır herhalde …..

Şehrin ortasında

Şirketin yöneticisi  bir puro yakıp şehri seyrediyor. Saat gece yarısını çoktan geçti.

“Sahi  bu şehirde gerçek güç kimde?”

Elline tutuşturduğu  iktidarı kullanacak olan  kifayetsiz  muhteris siyasetçi de mi ?

Geleceği ve yeni savaşın aletlerini tasarlayan dahi yazılımcı oğlan mı?

 Bunu ticarileştiren  kendisi mi?

 Yoksa bütün bunları satın alan, tüm sistemi ayakta tutan,  aslında ne olduğunu da hiç umursamayan ve seçimden seçime oy veren  büyük yığınlar mı?

Gülümsedi cevabını bildiğin soruyu sormak ne büyük zevk…..