01Benim Oğlum En İyisi Olsun…
Kadın uyandı. Yanında kocası. 5 yıldır evlilerdi. İlk defa görüyormuş gibi yüzünü, vücudunu inceledi..Uyurken bazen nefesinin tıkanmasını, ayaklar...
Yükleniyor...
Şehrin
kuzeyinde…
Bir
aile. Havaalanındalar. Bayram için deniz kenarına gidecekler…
Uçak yaklaşık bir saat rötarlı. Tüm aile aynı masanın etrafında,
hiçbirinin bir diğeri ile göz teması yok.
Baba
50’li yaşlarda. Grileşen saçları hafif göbekli hali ile yorgun, evin morgace
ödemesi onu birden yaşlandırdı. Telefonundan Avrupa ligi sonuçlarına bakıyor. Kadın 40lı yaşlıların ortasında . Kilosu hep kontrollü , iyi giyimli , arabanın taksitini sonunda bitirip tatile çıkabiliyor olmaktan
çok mutlu . İşyerinden arkadaşlarının son seyahatlerinin fotolarını instegramda
beğeniyor. Büyükanne 70 li
yaşların başında erken emeklilerden. Her
daim genç. En son çıkan müzik gruplarını da teknolojiyi de popüler oje
renklerini de her zaman çok
iyi takip ediyor . 15 yaşındaki oğlan sivilceli yüzü ve ergenliğin verdiği bir an neşeli bir an öfke
nöbeti arasındaki değişken ruh hali içinde canlı katılımcılarla dato oynuyor.
Dokuz
yaşında kız çocuğu . Elinde ı pad
yuotub da fenomen videoları izliyor. Bir ara kadın kızına Facebook’ta bulduğu kedi videosunu gönderdi, kızı açtı ve kahkahalarla güldü . Büyükanne telefonundan başını kaldırıp torununa baktı. Bir an için çocukluğunda kedisinin arkasından koşarken rüzgarın yanağına
vurduğunu, otların bacağını kestiğini hatırladı. O zamanlar dokunmak, koklamak yaşamın ta
kendisiydi şimdi ise başkalarının hayatını
izlemek “like lamak” yada kendisini fotoğraflamak için anlar yaratmak yaşam
oldu….
Birbirlerine vakit
ayırmak en iyi haliyle hep birlikte, ellerinde
teleofon yada pad lerle bambaşka şeylere bakmak oldu…ya da genellikle Instagram ya da Facebook’ta birbirinin paylaşımını
beğenmek.
Büyükanne
“Arada bir resimler geliyor hiç tanımadığım insanlardan bazen bayrak bazen hayvan bazen manzara, bazen
de sözler” anlamıyorum dedi
Kızı “hoşuna gidiyorsa beğen gitsin” dedi.
Bir ara baba saate baktı henüz öğleden sonraydı. Başını kaldırıp “İzmir’de
nerede akşam yemeği yiyelim” diye sordu.
Eşi ve kayınvalidesi önerilerde bulundu. Yemek konuşması devam ederken adamın cebine
İzmir otelleri restoranlarla ilgili Facebook sayfaları geldi. Adam önerilenleri okudu. Kadın “ne güzel tesadüf dedi.” Oğlan başını
kaldırıp “Evet evet kesinlikle tesadüf” diye güldü.
Şehrin
güneyinde …..
Odanın içinden ekşi bir koku geliyor, her yer darmadağınık.
Kağıtlar, yemek artıkları, kirli
çoraplar, tişörtler. Odanın ortasın da
bir masa ve saçı sakalına karışmış bir oğlan
saatlerdir bilgisayar ekrana bakmaktan
yorgun .Biraz oksijen iyi gelebilir
düşüncesiyle penceresini açtı. Hava kararmış, akşam sisi tüm şehre
çökmüş.
Can sıkıntısıyla
elindeki kağıdı buruşturup attı. Yazılım dünyasının ele avuca sığmayan, dahi
çocuklarından biri. Aslında içe dönük
utangaç bir oğlan ama insan davranışını algoritmaya dönüştürmekte öylesine
yaratıcı ki…. Sadece elektronik izleri takip ederek-sosyal medya hesaplarını
kullanma, sayfalarda gezinme hızı, beğeni, arkadaşlık İsteklerine verilen tepkiye bakarak kişisel davranış analizi yapabilen temel
platform sistem yarattı. Bu sistemin üstüne satılmak istenen ürünün hedef grubu
belirlenip, geliştirdiği algoritmayı
girdiği anda, tek tek kişilerin davranışlarını
değiştirebilecek her türlü görsel ve yazınsal bilgiyi analiz edebiliyor.
Tamamiyle kişisel propaganda yapabiliyor.
Son bir aylık analiz ile davranış
değiştirme başarı oranı %65, iki aylık izlemede %86, yıllık izleme ile %95 . Geçmişte
bu konular okulda tez konusu iken şimdi satılabilir ticari bilgi haline geldi. Üstelik
kimsenin ruhu duymadan milyarlarca veriyi kullanabiliyor. Özellikle yeni
çalışmaya başladığı medya firması bundan
yararlanmakta son derece başarılı. Kendisine de çok iyi ödeme yapıyor. Veri
analizinden anlayan ve yeterince
duygusuz yöneticiyle gayet rahat çalışıyor. Bazen uykuları kaçıyor. Herkesin
taşıdığı potansiyeli ortaya çıkaran, daha iyi bir dünya için yazılımlar
yapacağına inanırken kendi türünü pazara finans sağlamak için çalışan ve kendi
iradesinin çoğu zaman dışında tüketen, günün sonunda sadece ürün için yaşayan
varlıklar haline getirdi. Ve kimse bunun farkında bile değil… Bazen annesine
çok öfkeleniyor. Tüm eğitim hayatı
boyunca hep yanındaydı. Özellikle felsefe ile bağının
güçlü olmasını sağladı. Kendi yarattığı sistemin sonuçlarını anlayacak derinlikte olmasa, canı böyle sıkkın
olmayacak, belki de mutlu bile olabilecekti. Kim bilir….
Şehrin ortasında………
Toplantı salonunda yeni müdür genç asistanıyla müşteri portföylerini gözden
geçiriyorlar. Çok başarılı bir kampanyayı yeni bitirdiler. Araba sektöründen
büyük bir firma, yaratıcı bir sosyal medya kampanyası istediklerinde genç bir yazılımcının geliştirdiği
algoritmayı denediler. Yazılım şehrin alım gücünün yüksek
olduğu mahalleleri belirledi. Bu mahallelerde oturan insanların digital medya
izlerinden yaptıkları araba modeli incelemelerini analiz ederek nitelik
listesini çıkardı . Şirketin ürettiği arabalarla karşılaştırarak iki model
önerisi geliştirdi. Medya firması da bu bilgiyi temel alarak arama yapan kullanıcılara düzenli aralıklarla
araba tanıtım videolarını gönderdi . Sadece bir ayda araba satışı %48 arttı. Sektör
için olağanüstü bir başarı oldu.
işin kreması medya şirketine kaldı.
Yeni müşteri ise Başkan adayı. Genç asistan başını kaldırdı “ Hiç siyasi
kampanya yürütmedik, sizce bunu yapabilir miyiz?”dedi.
Genel müdür bıyık altından gülerek cevap verdi
“Sence bir fark var mı? Bence daha kolay”
asistanın endişeli bakışı pek
eğlendirdi şirket müdürünü.
“Biz
bir ürün satıyoruz. parti olabilir, siyasetçi olabilir yada çiklet Ne farkı var…. Üstelik siyaset bence
bir günde yapılan en büyük satın alma eylemi…
Birlikte
80 milyon tezgahtaki birkaç mal arasında
karar veriyoruz….
Hatta
çiklet satmak daha zor. Çiklet için müşteriyi
tekrar tekrar her gün satın alma eylemine bir daha ikna etmek gerekiyor. Siyasetçiyi bir kere sattın mı 5 yıl kullanım garantisi var.
Asistanın
bir an kalbi sıkıştı. Hala seçimleri daha
iyi bir gelecek için en iyiyi seçen bir
yarışma olarak görmek istediğini fark etti. İçi ezilerek patronuna döndü “bir
çikletin bizim hayatımızı yönetecek gücü olmaz ki. O mal dediğiniz adam tüm hayatımızı kontrol edecek. Sonraki 5 yıl yaşam
şeklimizi belirleyecek. Bu yapılan, davranış yönlendirme kanuna uygun mu. Seçim
adil olur mu ? Sanki yasa dışı iş yapıyoruz.”
Patron
ah bu romantikler dedi içinden. Genç asistanının hala daha iyiye olan inancı bazen çok yorucu olabiliyor. “Şu an bilgi analizi dünyası vahşi batı gibi. Kural
yok. İzleme yok , ceza yok. Söylediğin
yasal olmayan durumu kaç kişi görüyor..Farkediyor…Fark edenin kaçı durumu değiştirmek için düşünüyor.. Düşünenin
kaçı eyleme geçiyor…
Milyonda
bir…80 milyonda 80 kişi..
Onlarda
da teröristir zaten.
Sistem
düşmanıdırlar .. Radikaldirler. Herkes onlardan korkar .Onlarda bu korkudan
korkarlar ve susarlar….Meydan bizimdir
yani…
Asistan şaşkınlıkla yeni patronunu söylediklerini sindirmeye
çalıştı. Bildiği tek şey var. Anlattığı sistemde hiçbir şeyi değiştiremeyecek. Tüm benliği aynı
soruyu haykırıyor “gerçekten bu dünyada bu haliyle yaşamak istiyor mu?”
Şehrin kuzeyinde…
Baba ailesine seslendi “uçak yolcu alımına
başladı, hadi herkes elindekini bıraksın” kızı, kayınvaldesi, eşi ve oğlu
herhangi bir konuda asla anlaşamazken aynı anda hep birlikte “şimdi biz 1 saat ne
yapacağız” dediler. Adamda “şarjınızın
bittiğini varsayın ve uyuyun” dedi,
Şehrin
güneyinde.....
Dahi çocuk siyasi
bir çalışma için algoritma yazmaya başladı. Bir an düşündü. Hangisi insan varlığı için
daha zararlı. kanser edeceğini bildiği
bir sürü ürün için onsuz yaşayamayacak duygusu yaratacak görseller, sözcükler ve
videolar dizayn edecek veriyi vermek mi , yoksa kurduğu sistemle bireyin sorgulama yeteneğini yok eden, her
davranışını izleyip, düşüncesine- söz söylemesine -hareket etmesine sınırlar koyan gerektiğinde tecrit edip
sistem dışına savurarak , yaşam hakkı
vermeyen bir gücün iktidarına hizmet etmek mi ?....
Acı acı güldü. Pavlov ihtiyaç - yarar hiyerarşisinde bu
açmazı hiç yaşamamıştır herhalde …..
Şehrin ortasında
Şirketin yöneticisi bir puro yakıp şehri seyrediyor. Saat gece
yarısını çoktan geçti.
“Sahi bu şehirde gerçek güç kimde?”
Elline tutuşturduğu iktidarı kullanacak olan kifayetsiz
muhteris siyasetçi de mi ?
Geleceği ve yeni
savaşın aletlerini tasarlayan dahi yazılımcı oğlan mı?
Bunu ticarileştiren kendisi mi?
Yoksa bütün bunları satın alan, tüm sistemi
ayakta tutan, aslında ne olduğunu da hiç
umursamayan ve seçimden seçime oy veren büyük yığınlar mı?
Gülümsedi cevabını
bildiğin soruyu sormak ne büyük zevk…..